Pazarlı Tulumcu Çukitalı Mustafa
 Yöremizin yetiştirdiği tulum üstatları içerisinde bazıları vardır ki, tulumu usulünce çalmanın ötesinde özel yetenekleri sayesinde tulumu adeta konuşturur, izleyenlere ve dinleyenlere ayrı bir zevk tattırır. Pazar’ın Çukita (Derebaşı) köyünden rahmetli Mustafa Tezcan da nüktedan yapısıyla, avcı olmanın verdiği muhabbetle ve tulumu hem çalıp hem de oynatma yeteneğiyle çok sıra dışı bir tulumcuydu. Zira Pazar ve Hemşin’in belirli bir kuşağında onu tanımayan herhalde yoktur. Biz de bu yazımızda rahmetli Çukitalı Mustafa Dayı’nın bilinmeyen yaşam öyküsüne kapı aralayalım dedik.

Mustafa Dayı’nın babası “Muhacir Mehmet” diye bilinirdi. Babasının “muhacir” olarak anılmasının elbette bir sebebi vardı, kısaca değinelim. Mehmet gerçekte Fındıklı’nın Zuğu (Sulak) Vadisindeki Çavuşoğlu (Atmacaoğlu) ailesinden  Hasan’ın çocuğuydu. Aile aslen Hemşinli kökenliydi. Mehmet, genç yaşlarında Çamlıhemşin’in Makrevis (Konaklar) köyünde Hacaloğlu ailesinin yanına muhacir olarak yerleşmiş ve çobanlık yapmaya başlamıştı. Muhacir Mehmet 40 yıla yakın Hacaloğlu ailesinin yanında kalmış, Pokut ve Samistal Yaylalarında çobanlık etmişti. İtibarlı bir aile olan Hacaloğlu ailesi, Mehmet’i çok sevdiği için hem Pokut’ta, hem de Samistal’da ona ocaklık vermişti. Evin reisinin ölmesi ile birlikte Mehmet’in de düzeni bozulmuş, o da malcılık yaptığı sırada görüp beğendiği sahil bölgesine yerleşmeye karar vermişti. Birikimiyle Derebaşı köyünde 80 dönüme yakın arazi satın almış, bir taraftan da Senozlu Sarıoğlu ailesinin kızı Rukiye ile evlenmişti.  Muhacir Mehmet sahile yakın topraklara yerleşse de yaylacılığa devam etmiş, kızlarından Mahinur’uMakrevisli Demircioğlu ailesine; Meyrem’i ise Tecinalı (Akyamaç) Ömeroğlu ailesine gelin vermişti. Üçüncü kızı Fadime ise köy içinde Bozhaliloğlu ailesinden evlenmişti.

Mehmet’in Mustafa’dan başka bir de Hasan adlı oğlu vardı, onun ömrü büyük oranda Ardahan’da geçmişti. Mustafa 1923 senesinde doğmuş, çocukluğu köyünde geçmişti. Pratik zekalı ve hareketli bir çocuk olan Mustafa’nın daha çocuk yaşlarda silahlara olan aşırı tutkusu, demir borulardan silah yapmasına sebep olmuştu. İlkokulu sonradan dışarıdan bitiren Mustafa’nın silah sevgisi esaslı bir avcı olmasına zemin hazırlamıştı. Bu yüzden tüfeğini alıp yaylalara çıkıyor, oralarda av yapıyordu. Yaylada kaldığı sürede horonu ve tulumu tanımış, 20’li yaşlarda tulum çalmaya da merak salmıştı. Komşu köyden tulum üstadı olan Papilatlı (Sessizdere) Mecit Karahan’dan işin tekniğini öğrenmiş ve iyiden iyiye tulum çalmaya başlamıştı. Bir taraftan da avcılığını ilerletmişti, üstelik av maceralarını hikâye etmeye bayılıyordu.

Mustafa Dayı aynı zamanda çok iyi horon oynatıyordu, nefesi kuvvetli olduğu için bazen hem tulum çalıyor, hem de horon oynattığı olurdu. Üstelik atma türkü de atabiliyordu. Bazen tulum çalarken bir eliyle silahını çekip havaya ateşler ve ortamı iyice coştururdu. Bu tür özellikleri insanları oldukça keyiflendiriyordu, kısa zamanda düğünlerin aranan yüzü olmuştu. Çok sevildiği için insanlar kendi kendilerine şapkalarının içine para toplar, ona hediye olarak verirlerdi. 29 Ekim Cumhuriyet Bayramlarında Pazar meydanında tulum çalıyor ve halkın bayramı neşe ile kutlamasına vesile oluyordu. 1950 yılında bir bankanın düzenlediği folklor yarışmasında ekibin tulumcusu olarak birincilik kazanmış ve altın madalya hak etmişti. Sonradan köyde ev yaptırmak için bu madalyayı bozdurmak zorunda kalmış. 1955 senesinde Ankara’da çaldığı tulumun duyulması sayesinde TRT Ankara Radyosu’na davet edilmiş. Kendisine plak da çıkarılmış, bu dönemde Müzeyyen Senar gibi üst düzey sanatçılarla aynı ortamlarda bulunmuş. Tüm bu başarılarına rağmen yaylaya çıkıp avcılık yapamadığı için daha fazla Ankara’da kalamamış ve tekrar memleketine dönmüş.

Mustafa Dayı’nın ölmüş sanılması üzerine yaşanılan bir olay ve yazılan bir de türkü var. Buna sebep olduğu sanılan iki farklı hikâye var. Her ikisini de anlatayım. Mustafa askerlik görevi için Erzurum’a gitmiş ve yaklaşık 4 yıl askerlik yapmış. Erzurum’dan Pazar’a gelen bir hemşehrisi Mustafa’nın öldüğünü söylemiş, ondan bir haber alamayan ailesi de buna inanmış, haliyle ağıtlar yakılmış, feryat figanlar edilmiş. Askerliği biten Mustafa sağ salim memleketine dönünce de köylüleri ve akrabaları şaşırmış, sevinmiş. Ansızın dönmesi üzerine de kendisi hakkında o türkü söylenmiş. Diğer rivayete göre ki bu daha kuvvetli rivayetmiş; Mustafa dayı, yeğenleri Necmettin ve Muhittin ile Ardahan’a ağabeyinin yanına gidiyormuş. Borçka dolaylarında ağır bir trafik kazası geçirmişler. Bu kazada yeğen Muhittin vefat etmiş, Mustafa dayı da yaklaşık 20 gün komada kalmış. Bu süre zarfında onun da kazada öldüğü haberi yayılmış. İyileşip sağ salim köye dönünce yakınları malum türküyü demişler. Türkünün orjinali de şu şekilde:

Ey ya Rabbi çok şükür

Gene geldun Pazar’a

Tulumciyikoydiler

Canlicanli mezara

Ey Mustafa Mustafa

Hem söyler, hem bağirur

Yedun kuru pilavi

Boğazlarunağirur

Türküye eklenen diğer kıtaların sonradan yapıldığı sanılıyor. Mustafa Dayı trafik kazası hadisesinden sonra tulum çalmasının uğursuzluk getirdiğine ve günah olduğuna kanaat getirip, oğlu Mehmet’in düğününde son kez çalıp tulumu hayatından çıkarmıştır. Fırtına Deresi’nin yanında yapılan araba yolunda bir süre yol çavuşluğu yapmış, akabinde ÇAYKUR’a işçi olarak girmiştir. Fabrikada uzun zaman bekçilik yapmış, boş zamanlarında yaylaya çıkıp avcılık yapmıştır. Pazar’da kurulan Avcılar Derneği’nin de bir dönem başkanlığını yapmıştır. 1980’de emekli olan Mustafa Dayı kendi ifadesine göre avcılık kariyerinde 103 geyik ve yaban keçisi, 7 ayı, 9 kurt ve sayısız domuz avlamış. Ölmeden önceki son altı yılı yaşamına nispeten durgun geçmiş, böbrek rahatsızlığı ve şeker hastalığı onu hasta düşürmüş ve 2001 yılında vefat etmiş.

Mustafa Dayı, Hemşin’in Tecina köyünden (Akyamaç) Ömeroğlu ailesinden ve Pazar’ın Papilat (Sessizdere) köyünden Bapuçoğlu ailesinden olmak üzere iki kere evlenmiş. Altısı erkek toplam on çocuğu olmuş. Ömrü; tulum, horon, av, silah ve yayla kelimeleri ile özetlenebilirdi belki ama onun bir de gizli kalan şairliği söz konusuydu. Bu hatıra yazımızı Çukitalı Mustafa Dayı’nın bir şiiri ile noktalayalım:

Çikupdişari dağlara bi baksam

Tüfeğumislandi, silup yağlasam

Kimse görmasa da biraz ağlasam

Yalandur bu dünya, kimseye kalmaz

Ağlarumağlarum, yaşumkurumez

Dizler durdiartuk, ayak yurumez

Gençluğunkiymetini kimse bilmez

Yalandur bu dünya, kimseye kalmaz

Rus karileri doldi hep Pazar’a

Muska çare olmaz artuk nazara

Yerli karilar girdi hep mezara

Yalandur bu dünya, kimseye kalmaz.

Anahtar Kelimeler
Misafir Avatar
İsim
Yorum Gönder
Kalan Karakter:
Yorumunuz onaylanmak üzere yöneticiye iletilmiştir.×

banner78

banner180

banner181

banner122

Rize’de Trafik Kazası: 6 Yaralı
Rize'nin Pazar ilçesinde dün akşam saatlerinde meydana gelen trafik kazasında 2'si ağır 6 kişi yaralandı.

Haberi Oku